Alacaklının Temerrüde Düşmesi Borçların Sonuçları
BORÇLARIN SONUÇLARI
1-İfa tanımı: Borçlunun borcunu yerine getirerek borcun sona erdirilmesine ifa denir. Borcun ifa edilmesi ile borçlu borcundan kurtulmuş, alacaklı alacağına kavuşmuş, borç ilişkisi sona ermiş olur.
İfa ile alacaklıyla borçlu arasındaki borç ilişkisinden doğmuş borç sonlanır, onu doğuran borç ilişkisi sürebilir. İfanın konusu, borcun konusunun aynı olmalıdır. Borçlu, borç ilişkisinden doğan edimi ne ise onu ifa etmesi gereklidir
2-İfa Yeri: Borcun yerine getirilmesi gereken yer ifa yeridir. Bu yerin hukuk açısından büyük önemi bulunur. Bir borcun ifa yerini taraflar sözleşmede gösterebilirler. İfa yeri taraflarca açıkça veya üstü kapalı olarak belli edilmemişse aşağıdaki kurallara göre belirlenir.
- Para borçlarında ifa yeri; borcun konusu para ise ödeme, alacaklının ifa zamanında oturduğu yerde yapılır. Para borcunun alacaklının ikametgâhında ödenmiş sayılması için paranın alacaklının ikametgâhına götürülmesi gerekir. Para posta aracılığı ile ödenecekse ikametgâhta ödemeli olarak gönderilmelidir, alacaklı henüz postaneden parayı almamışsa borç ödenmemiştir.
- Parça borçlarında ifa yeri; borcun konusu belirli bir malın teslimi ise o malın sözleşme yapıldığı sırada bulunduğu yerde teslimi gereklidir. Tarafların sözleşme yaptığı sırada malın başka bir yerde bulunmakta olduğunu bilmeleri gerekir. Örneğin satılan otomobil İstanbul’da garajda, sözleşme İzmir’ de yapılmışsa otomobil İstanbul da teslim edilecektir.
- Diğer borçlarda ifa yeri; para ve parça borçlarının dışında kalan diğer bütün borçlarda ifa yeri borcun doğumu zamanında borçlunun oturduğu yerdir, yani borçlunun ikametgâhıdır.
3-İfa Zamanı: Borcun yerine getirilmesi taraflarca veya yasayla süreye bağlanmamışsa veya işin niteliği süreyi gerektirmiyorsa borcun ifası derhal istenebilir. Borcun doğduğu anla ifa zamanı çoğu kez aynı değildir (vade). İfa zamanının gelmiş olmasına hukuk dilinde borcun müeccel olması denir. Borç müeccel olmadıkça, alacaklı borçluyu ifaya zorlayamaz, icra takibine girişemez, dava açamaz.
Alacaklının Temerrüdü: Borçlu, borcunu ifa etmek istediği halde alacaklıya ilişkin sebeplerle borcun ifası gerçekleşmeyebilir. Alacaklının, kendisine sunulan edimi haklı bir neden olmaksızın reddetmesidir. Alacaklının temerrüdü (direnişi), borcun ifasının katılmasıyla gerçekleşebildiği hallerde ortaya çıkar. Örneğin medeni hakları kullanma ehliyetinden yoksun olan alacaklının yasal temsilcisi de yoksa böylece borç edimi alacaklıya sunulamıyorsa, alacaklı ölmüş ve kanuni mirasçıları belirlenmemişse, alacaklının temerrüdü borcu sona erdirmez.
3-Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları: Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmemiş veya ifasında gecikilmiş ise borcun ifa edilmemesi, borca aykırılık söz konusudur. Borcun ifa edilmemesi üç ayrı şekilde ortaya çıkar:
- Kusurlu imkânsızlık
- Borcun gereği gibi ifa edilmemesi
- Borçlunun temerrüdü
Kusurlu İmkânsızlık: Borçlunun kusurlu hareketi (kasıt ya da ihmali) nedeniyle ifa imkânsız hale gelmiştir. Bu durumda borçlu, alacaklının borcun ifa edilmemesinden doğan zararını ödemelidir.
Borcun Gereği Gibi İfa Edilmemesi: Borçlu borcunu yerine getirmiş fakat borç gereği gibi ifa edilmemişse borçlu, alacaklının borcu gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararını ödemekle yükümlüdür.
Borçlunun Temerrüdü: Bazı hallerde alacaklı ifayı kabule hazırdır ve ifa mümkündür. Ancak borçlu ifadan kaçınır. Buna borçlunun temerrüdü (direnmesi) denir.
4-Borçların Sona Ermesi: Borcun sona ermesi, hem borç ilişkisinin ortadan kalkmasını, hem de mevcut borç ilişkisinden doğmuş olan tek bir borcun sona ermesini ifade eder. Bir borç ilişkisi sadece tek bir borçtan ibaretse borcun ortadan kalkmasıyla tüm borç ilişkisi sona ermiş olacaktır. Eğer bir borç ilişkisinde birden çok borç ilişkisi doğmuşsa, tek bir borcun ortadan kalkması, borç ilişkisini ortadan kaldırmayacak, borç ilişkisi teker teker sona ermedikçe devam edecektir. Bu nedenle borcu sona erdiren haller incelenecektir.
5-Borcu sona erdiren haller:
İfa
İbra
Yenileme
Alacaklı-borçlu sıfatlarının
Kusursuz imkansızlık
Takas
Zaman aşımı
T.C
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
Esas : 1996/001550
Karar: 1996/001657
Tarih: 06.02.1996
>KAMBİYO SENETLERİNDE KISMİ ÖDEME--ALACAKLININ TEMERRÜDÜ
TTK.nun 720. maddesi yollamasıyla, çekler hakkında da uygulanan 621/2. maddesi uyarınca hamil, kısmi ödemeyi reddedemez. Aksi takdirde, alacaklının temerrüdü söz konusu olur. Dolayısıyla temerrüt faizinin, çekin ibraz tarihinden itibaren alacaklının kısmi ödemeyi reddettiği tarihe kadar olan süre için hesaplanması gerekir. Keza borçlu, asıl alacak yönünden takibe sebebiyet vermediği için, vekalet ücretinin belirlenmesinde de asıl alacak miktarı gözönüne alınmaz.
(6762 s. TTK. m. 621/2, 720)
Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye 25.1.1996 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
20.4.1995 keşide tarihli çeke dayalı olarak 7.7.1995 tarihinde takip yapılmış, 163 örnek ödeme emri tebliği üzerine borçlu yasal süresi içerisinde mercie itiraz etmiştir. Bu itirazında; çek bedelinin 29.6.1995 tarihinde banka havalesi ile ödendiğini, ödenmiş çekin takip konusu yapılamayacağını, % 10 çek tazminatı istenilemeyeceğini ve faiz oranının da % 64 olması gerektiğini belirtmiştir. Mercice çek tazminatının % 5, faiz oranının da % 64 oranına indirilmesine, sair itirazlarının reddine karar verilmiştir. Çek bedeli 94.760.000.- lira, 29.6.1995 tarihinde Türk Ticaret Elazığ Şubesi’nden aynı Bankanın Galata Şubesi’ndeki alacaklı hesabına havale edildiği uyuşmazlık konusu değildir. Alacaklı ödemeyi kabul etmediğinden, borçluya 7.8.1995 tarihinde iade edilmiş, borçlu bu parayı 11.8.1995 tarihinde icra dosyasına ödemiştir. Alacaklı vekili çek tazminatı ve fer’i alacakları gönderilmediğinden kısmi ödemenin kabul edilmediğini belirtmiştir. Kambiyo senetlerine dayalı alacaklar takip edilen alacaklardır. TTK.nun 720. maddesi yollamasıyla çekler hakkında da uygulanan 621/2. maddesi uyarınca hamil kısmi ödemeyi reddedemez. Bu durumda borçlunun değil alacaklının temerrüdü söz konusudur. Mercice bu yön gözetilerek çekin ibraz tarihinden itibaren alacaklının kısmi ödemeyi red ettiği tarihe kadar temerrüt faizinin hesaplanması ve asıl alacak yönünden borçlu takibe sebebiyet vermediğinden vekalet ücretinin de hesabında 94.760.000.- liranın nazara alınmaması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz isteminin kabulü ile merci kararının yukarıda yazılı nedenle İİK.nun 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 6.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
6.Hukuk Dairesi
Esas: 2007/1307
Karar: 2008/3084
Karar Tarihi: 17.03.2008
ÖZET: Davacı tarafından kiraların kendisine ödenmesine ilişkin davalıya tebliğ edilmiş bir ihtar olmadığından yapılan icra takibi ile gönderilen ödeme emri nedeniyle davalının temerrüde düştüğünden bahsedilemez. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekir.
(818 S. K. m. 260)
Dava: İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Davacı alacaklı kira alacağı nedeniyle tahliye istekli olarak davalı borçlu hakkında başlattığı icra takibine vaki itiraz üzerine davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece istemin kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm, davalı borçlu tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalının müvekkiline ait taşınmazda 1.9.2006 tarihli kira sözleşmesi ile kiracı olduğu taşınmazı 27.10.2006 tarihinde satın aldığını, davalının kira bedelini ödememekte temerrüde düşmesi üzerine hakkında icra takibi yaptığını, davalının süresinde haksız olarak itirazda bulunduğunu belirterek itirazın kaldırılması takibin devamı kiralananın tahliyesi ve %40 icra tazminatı verilmesini istemiştir. Davalı borçlu vekili ise icra dosyasına verdikleri itiraz dilekçesini aynen tekrar ettiklerini, müvekkilinin 1.9.2006 tarihli sözleşme ile kiracı olduğunu, sözleşmedeki kiralayanın B.Y. bulunduğunu, davacı ile aralarında bir sözleşme bulunmadığı gibi davacı tarafından taşınmazı iktisap ettiğine ve kiraların kendilerine ödenmesi için bir ihtarname gönderilmediğini bu nedenle temerrüt oluşmayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Borçlar Kanununun 260. maddesi hükmü uyarınca temerrüt nedeniyle açılacak tahliye davasının kural olarak kiralayan tarafından açılması gerekir. Kiralayanlar birden fazla ise aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ihtarnameyi birlikte göndermeleri ve yine davayı da birlikte açmaları zorunludur. Kiralayan durumunda olmayan malik veya kiralananı sonradan iktisap eden yeni malikin önceden kiracıya ihbar göndererek kira paralarının kendisine ödenmesini istemesi bu ihbarın sonuçsuz kalması halinde yasal içerikli ihtarname tebliğ ettirmek suretiyle dava açması gerekir. Dava hakkına ilişkin bu husus mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır.
Olayımıza gelince; takibe dayanak yapılan ve hükme esas alınan 1.9.2006 tarihli ve bir yıl süreli sözleşme davalı ile dava dışı kiralayan B.Y. arasında yapılmıştır. Davacı, davalının kiracı olarak bulunduğu taşınmazı 27.10.2006 tarihinde önceki malik B.Y.'dan satın aldığı anlaşılmaktadır. Kiralayan durumunda olmayan malik veya kiralananı sonradan iktisap eden yeni malikin önceden kiracıya ihbar göndererek kira paralarının kendisine ödenmesini istemesi bu ihbarın sonuçsuz kalması halinde yasal içerikli ihtarname tebliğ ettirmek suretiyle dava açması gerekir. Kiralananı sonradan iktisap eden davacı taşınmazı iktisap ettiğini ve iktisap tarihinden sonra kiraların kendisine ödenmesi için davalıya tebliğ ettirdiği bir ihtarname bulunmamaktadır. Davacı tarafından kiraların kendisine ödenmesine ilişkin davalıya tebliğ edilmiş bir ihtar olmadığından yapılan icra takibi ile gönderilen ödeme emri nedeniyle davalının temerrüde düştüğünden bahsedilemez. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle kararın BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 17.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.