Sorularınız İçin Bizi Arayın: - 0532 113 15 08
Dil Seçimi
Menü
Sosyal Medya
Ara

Bilgisi Dışında Banka Hesabından 150.000usd Çekilmesi

YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2010/15945 
KARAR NO : 2011/14789

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27/09/2010 tarih ve 2008/759-2010/572 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak asıl ve karşı davada davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 01/11/2011 gününde davacı avukatı Kadir Kartal ile davalı avukatı Abdullah Ok gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: 
Davacı vekili, müvekkilinin bilgisi dışında davalı Bankada bulunan hesabından 150.000-USD.nin çekildiğini ve yapılan bir takım usulsüzlükler nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, 150.000-USD nin ve şimdilik 10.000-TL.nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı/karşı davacı vekili, davacının kendisine bildirilen altın fiyatları konusundaki iddiaların gerçek dışı olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin genel hesap ve bankacılık hizmetleri sözleşmesi ile sair sözleşmeler çerçevesinde cereyan ettiğini, taraflar arasındaki altın alım satımı işlemlerinin bazen telefon görüşmeleri ile gerçekleştirildiğini, davacının 16.11.2008 pazar günü müvekkili banka Altunizade Şube Müdürünü cep telefonundan arayarak 17.11.2008 tarihinde fiyatı ne olursa olsun 50.000 gram altın almak istediğini bildirdiğini, 17.11.2008 pazartesi sabahı şube müdürünün davacıyı geri arayarak ilgili talimatının teyidini aldığını ve altın fiyatları hususunda davacıyı bilgilendirdiğini, birkaç kez yapılan bu görüşmeler sonucunda altın fiyatının 38.700 TL olduğunun davacıya bildirildiğini, davacının da bu fiyattan alıma onay verdiğini, davacıya hiçbir zaman 38.070 TL şeklinde bir rakam verilmediğini, ilgili alım işlemi bu şekilde bağlandıktan sonra aynı gün öğlenden sonra davacının Şube yönetmenini arayarak altınlarının satılmasını talep ettiğini, bu kez kendisine alış fiyatının 38.200 TL olduğunun bildirildiğini ve davacının bu bedeli de onayladığını, satış işleminin bu şekilde bağlandığını, alım satım işlemleri belirtilen bedeller nazara alınıp USD üzerinden yapılarak 23.800 USD den toplam 1.190.000 USD bedelle davacıya satılan altının tekrar 23.350 USD den toplam 1.167.500 USD bedelle davacının talimatıyla satıldığını, 17.11.2008 günü sonu itibariyle davacı hesabında 1.027.000 USD kaldığını, yani davacının bu alım satım işlemi sonucunda 22.500 USD zarara uğradığını, davacının başvurusu üzerine bankanın sırf müşterisini kaybetmemek ve memnuniyetini sağlamak için bu zarara katlanmayı kabul ederek 19.11.2008 tarihinde müşterisi ile yaptığı alım satım işlemlerini iptal ederek davacının zararı olan 22.500 USD' nin hesabına aynen iade edildiğini, bu nedenle davacının 17.11.2008 tarihi itibariyle hesap bakiyesinin 1.050.000 USD ye yükseldiğini, davaya konu 150.000 USD nin asla davacıya ait bir bedel olmadığını, bu tutarın davacıya ait hesaplardaki eksikliğin kapatılması amacıyla kayden hesaplara intikal ettirildiğini, davacının ise şube görevlilerinin kendisine duyduğu güveni suistimal ederek haksız çıkar sağlama peşinde olduğunu, davacının 17.11.2008 tarihli hesap ekstresinin de incelenmesinden açıkça anlaşılacağı gibi davacının altın alım talimatı verdiği sabah saatlerinde hesabının 450.000 USD olduğunu, aynı gün 16.06 da davacı hesabına 600.000 USD havale geldiğini, bu ödeme ile hesaptaki paranın 1.050.000 USD ye yükseldiğini, gün sonu yaklaştığı halde davacının halen işlemler için eksik kalan 150.000 USD yi yatırmamış olduğunu, ancak bu bedeli ödeyeceğini taahhüt etmiş bulunduğu için şube yetkililerinin tamamen davacının bu beyanına itibar ve güvenle işlemin yapılabilmesi için gerekli 150.000 USD' nin davacının hesabına bankanın Hazine Müdürlüğünün “pozisyon kapayın” baskısı nedeniyle kayden aktarıldığını ve davacının talimatlarıyla işlemlerin gerçekleştirilip altın alım satımından elde edilen tutarın davacı hesabına yatırıldığını, dolayısıyla davaya konu 150.000 USD lik bedelin davacı tarafından yatırılmış bir bedel olmadığını, yine davacının 191.000 TL' lık kâr iddiasının da tamamen gerçek dışı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş, karşı davada ise, davacının talep ve talimatları ile yapılan işlemlerden sonra yine davacının talebi doğrultusunda davacı ile banka arasındaki alım satım işlemlerinin iptal edilmesi sonucunda müvekkili bankanın 22.500 USD zarara uğradığını ileri sürerek, şimdilik 22.500 USD' nin fiili ödeme tarihindeki kur karşılığının gecikmeden kaynaklanan zararlarla birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacı/karşı davalı vekili, karşı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar be bilirkişi raporuna göre, 17.11.2008 tarihi itibariyle altının TL/gram fiyatlarının tespitine ilişkin olarak İstanbul Altın Borsası Sitesinden indirilen bültende altın birim fiyatının en düşük 38.380 TL/gr., en yüksek 38.705 TL/gr., kapanış 38.705 TL/gr ile ağırlıklı ortalama fiyatın 38.555 TL/gr. olduğunun tespit edildiği, davacı ise dava konusu uyuşmazlıkta altın gramının davalı banka tarafından 38.070 TL/gr. olarak bildirilmesi üzerine 50 kg altın bağlantısı yaptığını ve 1.200.000 USD ödeyerek satın aldığını beyan etmekte olduğundan bu beyanına göre altının klogram fiyatının 1.200.000 USD/50 kg=24.000 kg/USD' ye denk geldiği, oysa ki davalı bankanın davacıya satım için vermiş olduğu ton başına fiyatın 23.800 USD olarak bu tutarın altında kaldığının görüldüğü, 24.000 USD/Kg altının Merkez Bankası satış kurunun 1.6217 TL karşılığının 24.000 x 1.5217 TL =38.920 TL' ye tekabül ettiği, bunedenle davalı banka tarafından davacının iddia ettiği üzere 38.070 TL/Kg birim fiyat önerilmesinin mümkün olamayacağı, diğer taraftan davacının beyanında fiyatı 41.900. TL' ye çıkan altının davalı banka tarafından (41.900-38.070)x50 Kg=191.500 TL lık karını ödemeden kaçındığını iddia etmesine rağmen temin edilen fiyatlarda da görüldüğü üzere aynı gün en yüksek fiyatın 38.705 TL olduğu tespit edildiğinden davacının bu iddiasının yerinde olmadığı, taraflar arasındaki Genel Hesap ve Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesinin 14. maddesinde taraflar arasında iş bu sözleşmeden doğacak ihtilaflarda davalı banka ticari defter ve kayıtlarının taraflarca münhasır delil olarak kabul edildiğinin hüküm altına alındığı, davaya konu olan 150.000 USD' nin davalı banka tarafından nakit ödeme kaydı ile hesaba alındığı, kayıtta başkaca herhangi bir açıklama veya şerhin bulunmadığı, bu durumda bankacılık uygulamalarına göre nakit ödemenin müşteriden sadır ödeme olarak kabulü gerektiği, bankanın bu parayı davacı müşterinin değil de kendisinin yatırdığını yazılı deliller ile ıspatlamasının gerektiği, bu yönde bir delil davalı tarafça sunulmadığı gibi yine davalı bankanın dava konusu meblağın davacı hesaplarından düşümünün ise davacı Mehmet Ali Şadoğlu'na “nakit ödenen” kaydıyla, diğer ekstrede ise bu işlemin “sehven yatırılan” açıklamasıyla yapıldığı, tediye fişinde davacı imzasının bulunmadığının tespit edildiği, bu nedenle davalı bankanın kayıtlarında 150.000 USD'yi çekilen olarak gösterdiği ancak müşteri imzası bulunmadığından bu kaydın gerçeği yansıttığının ıspatlanamadığı, bu nedenle davacının 150.000 USD' nin talimatı dışında banka hesabından davalı banka tarafından çekildiği yönündeki talebinde haklı olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 150.000 USD nin davalıdan tahsiline karşı davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve karşı davada davalı/karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre asıl davada davalı/karşı davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Asıl dava, davacının davalı banka şubesinde bulunan hesabından talimatı dışında davalı banka tarafından altın alım ve satımı yapılması sonucunda uğranıldığı iddia edilen zarar ile yine hesabından bilgisi dışında çekildiği iddia edilen 150.000 USD' nin davalıdan tahsili, karşı dava ise davalı bankanın altın alım satımı nedeniyle uğradığı zararın tahsili istemine ilişkindir. Asıl davada taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, 150.000-USD.nin hesaba davacı tarafından mı yoksa davalı Bankanın Hazinenin "pozisyonu kapatın" baskısı yüzünden banka tarafından mı yatırıldığı noktasında toplanmakta olup, mahkemece, davalı bankanın yemin teklif etme hakkı yazılı ispat kuralları da nazara alınarak reddeddilmiş ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, kesin delil ile ispatı zorunlu olan bir vakıa (HUMK.nun m.288 ve 290 ), kesin delillerle ispat edilemezse, bunu ispat yükü kendine düşen taraf, takdiri delil (mesela tanık) gösteremez; sadece karşı tarafa bir yemin teklif etme hakkına sahiptir.Buna göre, her halde yemin deliline en son çare olarak başvurulur.(Baki Kuru;Hukuk Muhakemeleri Usulü,6.Baskı,Cilt 3,sh.2497-2498) Bu bağlamda, her ne kadar taraflar arasındaki mevcut genel hesap ve bankacılık hizmetleri sözleşmesinin 14 ncü maddesinde uyuşmazlıklar da banka defterlerinin vs. kayıtlarının kesin delil teşkil edeceği kararlaştırılmış ise de; davalı banka tarafından davaya konu edilen para yönünden banka kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının açıkça savunulması karşısında mahkemenin kabulünün aksine davalı bankanın yemin teklif etme hakkının bulunduğunun kabulü gerekir.
Bu durumda, mahkemece, davaya konu edilen 150.000-USD.yönünden davalı Bankanın davacıya yemin teklif etme hakkı olduğu ilke olarak kabul edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden yanlış ilkeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3- Öte yandan, gerek HUMK.nun 388 nci maddesinin 3 ncü bendine gerekse 6100 sayılı HMK.nun 297 nci maddesine göre, mahkeme kararının asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini mahkemece incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçenin ne olduğu hususlarını ihtiva etmeleri zorunlu bulunmaktadır. Yine Anayasa’nın 141 nci maddesinin 3 ncü fıkrası hükmü de tüm mahkeme kararının gerekçeli olmasına amir bulunmaktadır. Kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde taraflar hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi karar aleyhine kanun yerine başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında ancak bu gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı saptanabilir. Diğer bir deyişle, Yargıtay denetimi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Bu bağlamda, mahkemece, karşı davanın reddine ilişkin olarak denetlenebilir hiç bir gerekçenin gösterilmemesi de keza doğru bulunmamış ve kararının karşı davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı/karşı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile asıl ve karşı davadaki kararın davalı/karşı davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan duruşma vekalet ücretinin davacı/karşı davalıdan alınarak davalı/karşı davacı'ya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 1.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yorum Bırakın
Danışan Yorumları
Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Tamam
WhatsApp Destek Hattı
Google Yorumları