Tapu İptali ve Tescili Olmadığı Taktirde Tazminat İstemi
T.C. YARGITAY
14.Hukuk Dairesi
Esas: 2010/13244
Karar: 2010/14110
Karar Tarihi: 16.12.2010
(1086 S. K. m. 288, 292) (2644 S. K. m. 35)
Dava ve Karar: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.03.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın tapu iptali ve tescil istemi bakımından kabulüne dair verilen 23.06.2009 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede ise yapılan ödemelerin tahsili isteklerine ilişkindir.
Davalı, taşınmazın kendi parasıyla satın alındığını, davacının yaptığını iddia ettiği ödemelerin ise aslında bağış olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının tapu iptali ve tescil istemi kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere malvarlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye <inanan> adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de <inanılan> denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise <inanç konusu şey> olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK.’nun 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi <tanık> dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davada, yukarıda sözü edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda ispat aracı olarak kabul edilen yazılı delile veya yazılı delil başlangıcı gibi bir delile dayanılmamıştır. Dolayısıyla mülkiyet aktarımına ilişkin davanın, dinlenen tanık sözleri ve ceza dosyasında toplanan delillere göre kabulü olanaksızdır. Ancak, davada ikinci kademedeki istek olarak davalıya yapılan ödemeler tutarı 85.000 Alman Markının tahsili de talep edildiğinden, bu talebin incelenerek sonuçlandırılması gerekir.
Kabule göre de; davacı yabancı uyruklu kişi olduğu halde, yabancıların mülk edinmelerine ilişkin 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak tespit edilmeden, tescil hükmü kurulması doğru değildir.
Karar, açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2. bentte yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 16.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.