Sorularınız İçin Bizi Arayın: - 0532 113 15 08
Dil Seçimi
Menü
Sosyal Medya
Ara

Tüp Patlaması Neticesi Zarar Ve Özen Eksikliliği Sorumluluk

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ

18.06.2003 E.2003/3444 K.2003/7953

TÜP PATLAMASI SONUCU MEYDANA GELEN ZARARDAN SORUMLULUK

ÖZEN EKSİKLİĞİ NEDENİYLE SORUMLULUK (818 s. BK/41, 1086 s. HUMK/275)

ÖZET: Şofbenli banyoda gaz zehirlenmesi sonucu ölümün, baca bağlantısı olmasına rağmen, şiddetli lodos nedeniyle banyoya gazın geri gelmesinden ileri geldiği açıklaması yeterli olmayıp, tüpün ve dedantörün gaz sızdırıp-sızdırmadığının da incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

Davacılar, davalı İpragaz Anonim Şirketine ait tüpün gaz kaçırması sonucu müşterek çocukları olan Gülce Ö.’ün zehirlenme sonucu öldüğünü iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.

Davalı İpragaz A.Ş. vekili ise tüpün vanasındaki bir arızadan bahsetmenin mümkün olmadığını, tüpün davacıların evine olaydan çok önce takıldığını, vanada bir arıza olsa idi, daha önceden ortaya çıkması gerektiğini, şofbenden kaynaklanabilecek arızalar nedeni ile sızıntı olabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmış, rapordaki görüşe dayalı olarak hüküm kurulmuştur. Anılan raporda dava konusu olayda tüpün ve dedantörün gaz sızdırdığı, bu nedenle İpragaz A.Ş.’nin özen eksikliği sebepi ile olayda sorumlu olduğu açıklanmıştır. Ancak raporu düzenleyen bilirkişilerin bu konuda uzman oldukları anlaşılamamaktadır. Ayrıca dava konusu tüpü ve dedantörü görmeden raporu düzenlemişlerdir.

Dava konusu olayla ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2000/1328 Hazırlık nolu takipsizlik kararında; Gülce Ö.’ün olay günü banyo yaparken şofben gazı zehirlenmesi sonucu öldüğü, yapılan tahkikatta banyoda takılı bulunan şofbenin baca bağlantısının yapılmış olduğu, ancak olay günü şiddetli lodos rüzgarının olması nedeni ile banyoya gazın geri geldiği ve ölümün bu nedenle olduğu, olayda suç ve suçluluk halinin oluşmadığı açıklanmıştır. Şu durumda takipsizlik kararındaki bu belirleme ile bilirkişi raporundaki açıklamalar arasındaki çelişkinin giderilmesi, bu konuda uzman bilirkişilerden rapor alınması, tüpün ve dedantörün gaz sızdırıp-sızdırmadığının detaylı bir şekilde incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

Yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18/6/2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, desteğin ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacıların ortak çocukları 1984 doğumlu Gülce 21/01/2000 tarihinde banyo yaparken şofbene bağlı İpragaz marka tüpün gaz kaçırması sonucu zehirlenerek yaşamını yitirmiştir.

7397 sayılı Yasa’nın değişik 29. maddesine göre Bakanlar Kurulu’nca 14/9/1991 tarih ve 1991/2253 sayılı (25/9/1991 tarihinde Resmi Gazete ile yayınlanarak yürürlüğe girmiş olan) Tehlikeli Maddeler ve Tüpgaz Sorumluluk Sigortaları hakkındaki kararın 2. maddesine göre; Likit petrol gazını (LPG) tüpleyen firmalar (dolum tesisleri) tehlikeli maddeler sorumluluk sigortalarına ek olarak kusurları olsun veya olmasın, doldurdukları tüplerin kullanılmak üzere bulundukları yerlerde infilak, gaz kaçırması, yangın çıkarması sonucu meydana gelecek bedeni ve maddi zararları teminat altına almak üzere tüpgaz sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır. Tüpgaz zorunlu sorumluluk sigortaları genel şartlarının sigorta kapsamı ile ilgili I. Maddesinin son fıkrasında; "zarar meydana geldiğinde sigorta ettirenin kusuru olup olmadığına bakılmadan zarar uğrayan 3. şahıslara tazminat ödenir. Zararın LPG tüpünün takılması sırasında servis hatasından, kullanıcının kullanma hatasından, tüpün imalat hatasından, dolum hatasından, hortum, kelepçe, dedantör, cihaz musluk hatalarından meydana gelmesi durumu değiştirmez."

İpragaz A.Ş.’nin doldurduğu tüpün gaz kaçırması sonucu ölüm meydana gelmiş olduğuna göre, davacıların oluşan zararından davalı İpragaz A.Ş. sorumlu bulunmaktadır. Ölümün olay günü şiddetli lodos esintisi nedeniyle bacadaki gazın geriye dönerek banyoya girmesi sonucu meydana geldiği yolundaki Cumhuriyet Savacılığı takipsizlik kararının bu nedenle davamız açısından bir önemi yoktur.

Bilirkişiler; dedantörün gaz sızdırması sonucu olayın meydana geldiğini belirlemişlerdir. Davalı İpragaz A.Ş.’nin özensiz davrandığı sabittir. Davalı İpragaz A.Ş. LPG üretim dolum ve dağıtım faaliyeti nedeniyle kusurlu olsun yada olmasın 3. kişilere verebilecekleri maddi ve bedeni zararlardan dolayı tehlike sorumluluğu altındadır.

Dosyadaki delil ve belgeler, kararın dayandığı kanıtlar yasaya uygun olup, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumuzdan, çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz. 18/6/2003

Başkan Üye

Bilâl Kartal Mustafa Kıcalıoğlu






YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

T. 6.5.1992 E. 1992/13-213 K. 1992/315

• TÜPGAZ PATLAMASI ( Akdi İlişki - Tazminat Sorumluluğu )

• SATIM AKDİ ( Bayinin Sattığı Tüpgazın • AKDİ İLİŞKİ ( Bayinin Sattığı Tüpgazın Patlaması )

• ZAMANAŞIMI ( 3. Şahsı Koruyucu Borç İlişkisi-Tüpgaz Patlaması Sonuca Tazminat Talebinde ) 818/m.125

ÖZET : Davacıya satılan tüpün patlaması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istenmiştir. Dava konusu uyuşmazlıkta, satıcı ( tüp bayii )nin satım akdinde üçüncü kişi konumunda bulunan davacıya karşı akitten doğan hiç bir asli edim borcu mevcut olmamakla beraber burada, borçlunun bizzat alacaklıya karşı göstermek zorunda olduğu koruma yükümünün, alacaklıya yakından bağlı olan ya da edime olan yakınlığı nedeniyle koruma alanı altında bulunan kişilere de teşmil edilmesi gerekir. Bir başka ifadeyle burada, Kanun ( MK. m. 2 ) gereğince borçlu ile alacaklı arasında olduğu kadar, borçlu ile üçüncü kişi durumunda olan davacı arasında da, hiç bir edim yükümlülüğü ihtiva etmeyen ve fakat koruma yükümlülüğüne dayanan üçüncü şahsı koruyucu etkili bir borç ilişkisi olmuştur. Dolayısıyla da davacının akde aykırılık hükümlerine göre tazminat talebinde bulunması yerindedir ve uyuşmazlığa on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki "maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Zonguldak İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi )nce ilk davanın kabulüne ve ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 19.7.1990 gün ve 36-405 sayılı kararın incelenmesi ek dava yönünden davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onüçüncü Hukuk Dairesi'nin 28.2.1991 gün ve 7974-2203 sayılı ilamıyla; ( ... Taraflar arasındaki tüp alım satımı konusunda bir hukuki ilişkinin bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Tüp bayisi olan davalı tarafından davacıya satılan tüpün patlaması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istenmiştir. Yanlar arasında satım ilişkisi bulunduğu için BK.nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerekir. Davanın açıldığı tarihe göre bu süre geçmemiştir. Olayda haksız fiil zamanaşımı hükümleri uygulanamaz. Bu nedenle mahkemenin ek davayı zamanaşımı yönünden reddetmesi usul ve yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz eden: Davacı vekili.

KARAR : Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava konusu olayda, .......... tüpü satıcısı olan davalının, sattığı tüpün arızalı olması ve gaz kaçırması nedeniyle patlaması sonucu yaralanan davacının açtığı ek maddi ve manevi tazminat davasının, olayın meydana geldiği 16.4.1981 tarihinden itibaren 5 yıllık ceza zamanaşımı süresi geçtikten sonra, 1.12.1987 tarihinde açıldığından dolayı zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, davacının temyizi üzerine Özel Dairece; taraflar arasında satım ilişkisi bulunduğu için BK.nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğinden dolayı mahkemenin kararı bozulmuş; mahkemece, taraflar arasında hiç bir akdi ilişki bulunmadığından bahisle önceki kararda direnilmiştir.

Yerel mahkeme ile ilgili Yargıtay Dairesi arasındaki uyuşmazlık, maddi olayın hukuki nitelendirmesinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten de yerel mahkeme taraflar arasındaki ilişkinin haksız fiil mahiyetinde olduğunu belirttikten sonra olayda haksız fiile ilişkin zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Kararına gerekçe olarak da, davanın tarafları arasında herhangi bir akdi ilişkinin ( satım akdinin ) mevcut olmadığını göstermiştir. İlgili Yargıtay Yüksek Dairesi ise, bir gerekçe göstermemekle beraber, taraflar arasında satım akdi olduğunu ifade ederek davada, akde ilişkin on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.

Burada, öncelikle şu hususun belirtilmesi gerekir: Uyuşmazlıkla davacı durumunda olan kişi asıl hukuki ilişkide ( tüpgaz alımına ilişkin satım akdinde ) alıcı sıfatını taşımamakta ve somut olaydaki hukuki nitelendirme bakımından üçüncü kişi konumunda bulunmaktadır. O halde burada, şu sorunun cevaplandırılması gerekir: Bir hukuki ilişkide üçüncü kişi konumunda bulunan kimseler üzerinde borç ilişkisi ne şekilde etkili olabilir? Başka bir ifadeyle, borçlunun edim borcuna yada koruma yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda zarar giren üçüncü kişiler, "haksız fiil" hükümlerine göre değil de, doğrudan doğruya "akde aykırılık" hükümlerine dayanarak tazminat talep edebilirler mi?

Bilindiği gibi, akit ilişkisinden doğan yükümler, sadece asli ve yan edim yükümleriyle asli edime yardımcı olan ve asli edimin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesine hizmet eden yan yükümlerden ibaret değildir. Modern hukuk literatürü, söz konusu yükümler dışında ifa menfaatiyle ilişkisi olmayan ve fakat en az ifade menfaati kadar önemli ve onun yanında ikinci bir menfaati koruma ve tesbit gereğini duymuştur. İfa menfaati yanında yer alan bu diğer menfaat "koruma menfaati"dir ( Eren, F., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C: I, Ankara-1991, s. 46; Akünal, T., Sorumluluk Hukukunda Sözleşmenin Nisbiliği Prensibinin Aşılması, YD., C: 14, Sayı: 3, Temmuz-1988, s. 225 ). Korunma menfaati, alacaklının mal ve şahıs varlığı değerlerinden oluşan menfaatlerin bütününü ifade eder. Bu itibarla koruma yükümleri, borç ilişkisinden doğan edim yükümleri ve bağımlı yan yükümlerin yanında yer alan ve fakat onlardan bağımsız bir kavramdır. Koruma yükümleri akid kurulmadan önce ve akdin müzakereleri safhasında mevcut olduğu gibi, edimin ifası sırasında da mevcuttur. Dolayısıyla ve yükümlerin hukuki dayanağı taraf iradeleri değil, kanundur ( Canaris, Ansprüche wegen "positiver Vertragverletzung" und "Schutz Wirkung für Dritte" bei nichtingen Vertraegen, Juristenzeitung 1965, s. 476 ). İşte özelliklerinin bir kısmı burada kısaca belirtilen yükümleri, borçlu için, alacaklıya olduğu kadar, ona yakından bağlı olan ya da edime yakınlığı nedeniyle koruma alanı altında bulunan kişilere karşı da aynen geçerlidir. İşte koruma yükümleri sayesinde, borçlu ile alacaklı arasında olduğu kadar, borçlu ile bir takım üçüncü kişiler arasında da hiç bir edim yükümü ihtiva etmeyen sadece koruma yükümlerinden oluşan bir borç ilişkisi oluşur. Bir başka ifadeyle, söz konusu borç ilişkisi üçüncü şahıslar üzerinde tesir icra eden, üçüncü şahsı koruyucu etki doğuran bir borç ilişkisidir ve bu borç ilişkisinin kaynağı MK.nun 2. maddesidir.

Burada cevaplandırılması gereken diğer bir husus da, yukarıda hukuki niteliğini açıkladığımız borç ilişkisinin kapsamına hangi üçüncü kişilerin dahil olacağı sorunudur. Yerli ve yabancı literatürde bu alanda çeşitli görüşler ileri sürülmekle beraber , öncelikle somut olay bakımından davacının durumunu tesbit etmek gerekir. Olayda davacı, satım akdindeki alıcının yardım talebi üzerine onun evine yardıma gelmiş ve hemen gerekli önlemleri almak isterken gaz kaçağı sonucu tüp patlamış ve davacı yaralanmıştır. Burada borç ilişkisinin bünyesi gereği, edime bağlı olan bir takım tehlikelerin, en az tüpü satın alan kadar üçüncü kişi konumunda olan davacıyı da tehdit etmesi durumu söz konusudur . Zira, Gerahuber'in de belirttiği gibi , edime yakınlıkları nedeniyle zararlarının sözleşmeye aykırılık hükümleri gereğince tazminine müsaade edilecek üçüncü şahısların sınırını belirleyebilmek için, bu üçüncü kişiler ile ifa sahasında olan borç ilişkisi arasındaki irtibata bakmak gerekir. Borç ilişkisinin bünyesi icabı, edime bağlı olan tehlikeler üçüncü kişiyi de en az alacaklı kadar tehdit ediyorsa, üçüncü kişiye, doğrudan doğruya borçluya karşı ileri sürülmesi mümkün olan akde aykırılık hükümlerine dayanan bir tazminat talebi tanınmalıdır Zira davacı olayda alıcıya yardıma gelmekle alıcıya satıcı arasında mevcut olan borç ilişkisinin güven ortamına dahil olmuştur . Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlıkta, satıcı ( tüp bayii )nin satım akdinde üçüncü kişi konumunda bulunan davacıya karşı akitten doğan hiç bir asli edim borcu mevcut olmamakla beraber burada, borçlunun bizzat alacaklıya karşı göstermek zorunda olduğu koruma yükümünün, alacaklıya yakından bağlı olan ya da edime olan yakınlığı nedeniyle koruma alanı altında bulunan kişilere de teşmil edilmesi gerekir. Bir başka ifadeyle burada, Kanun ( MK. m. 2 ) gereğince borçlu ile alacaklı arasında olduğu kadar, borçlu ile üçüncü kişi durumunda olan davacı arasında da, hiç bir edim yükümlülüğü ihtiva etmeyen ve fakat koruma yükümlülüğüne dayanan üçüncü şahsı koruyucu etkili bir borç ilişkisi olmuştur. Dolayısıyla da davacının akde aykırılık hükümlerine göre tazminat talebinde bulunması yerindedir ve uyuşmazlığa on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.

Olayın meydana geldiği 16.4.1981 tarihi ile ek tazminat davasının açıldığı, 1.12.1987 tarihi arasında on yıllık zamanaşımı süresi geçmediğinden, davanın esasının incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve Yasaya aykırı olduğundan direnme kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK.nun 429. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 6.5.1992 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Yorum Bırakın
Danışan Yorumları
Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Tamam
WhatsApp Destek Hattı
Google Yorumları